Anksiyete Üzerine – Sigmund Freud (Kitap Özeti)

Sigmund Freud’un “Anksiyete Üzerine” (Inhibitions, Symptoms and Anxiety) adlı eseri, ilk kez 1926 yılında yayımlanmıştır. Freud’un psikanaliz kuramı içindeki en önemli katkılarından biri olan bu eser, anksiyete kavramının nasıl ortaya çıktığı, bireyin içsel çatışmalarla nasıl baş etmeye çalıştığı ve semptomların psikolojik kökenlerini anlamak için kaleme alınmıştır. Bu yazıda, kitabın temel görüşlerini, Freud’un anksiyete kuramına getirdiği yenilikleri ve günümüz psikolojisi açısından önemini ele alacağız.

Anksiyete Üzerine – Sigmund Freud


Freud’un Anksiyete Kavramına Yaklaşımı

Freud’un daha önceki çalışmalarında anksiyete, bastırılmış cinsel ve saldırgan dürtülerin bilinçdışı bir şekilde geri dönmesinden kaynaklanan bir semptom olarak görülüyordu. Ancak “Anksiyete Üzerine” kitabıyla birlikte Freud bu görüşünü gözden geçirerek yeni bir kuram ortaya koydu. Ona göre anksiyete, sadece bastırılmış dürtülerin ürünü değil, aynı zamanda egonun dış dünyadan veya içsel çatışmalardan kaynaklanan tehditlere karşı geliştirdiği bir uyarı sinyalidir.

Bu yeni yaklaşım, anksiyeteyi pasif bir sonuç olmaktan çıkarıp aktif bir savunma mekanizması haline getirdi. Ego, tehlikeleri önceden sezip bireyi korumak için anksiyeteyi bir alarm sistemi olarak kullanır.


Kitabın Yapısı ve Temel Tartışmaları

Kitap üç ana temaya odaklanır:

  1. Engellenmeler (Inhibitions): Freud, bireyin potansiyelini gerçekleştirmesini engelleyen bilinçdışı çatışmalara dikkat çeker. Bu engellenmeler, kişinin sosyal ilişkilerinde, iş yaşamında ve yaratıcı süreçlerinde kendini gösterir.

  2. Semptomlar (Symptoms): Semptomlar, bastırılmış içsel dürtülerin dolaylı yollardan dışa vurumudur. Freud’a göre semptomlar, nevrotik yapının en görünür işaretleridir ve kişinin bilinçdışı ile bilinç arasında bir uzlaşma işlevi görür.

  3. Anksiyete (Anxiety): Kitabın en önemli bölümü, anksiyeteye ayrılmıştır. Freud, anksiyeteyi hem nevrotik bozuklukların kökeninde yer alan bir duygu hem de egonun uyarı sistemi olarak tanımlar.


Freud’un Yeni Anksiyete Kuramı

Freud’un bu kitapta ortaya koyduğu temel yenilik, anksiyeteyi dürtülerin bastırılmasından türeyen bir yan ürün olarak değil, egonun aktif tepkisi olarak görmesidir.

  • Travmatik Anksiyete: İlk çocukluk deneyimlerinde yaşanan, bireyin baş edemediği yoğun korku duygularıdır. Özellikle doğum travması Freud’un bu bağlamda sıkça atıf yaptığı bir metafordur.

  • Gerçekçi Anksiyete: Dış dünyadan gelen somut tehditlere karşı duyulan korkudur.

  • Nevrotik Anksiyete: Bastırılmış dürtülerin bilince çıkma ihtimaline karşı egonun geliştirdiği kaygıdır.

  • Ahlaki Anksiyete: Süperego’nun baskısından kaynaklanan suçluluk ve utanç duygularıdır.

Bu sınıflandırma, psikanalitik kuramda bir dönüm noktası olmuş ve sonraki araştırmalara yön vermiştir.


Engellenme ile Anksiyete İlişkisi

Freud, engellenme ve anksiyete arasındaki ilişkiye de dikkat çeker. Engellenmeler bireyin içsel çatışmalarından kaynaklanır ve bu çatışmalar anksiyeteyi tetikler. Örneğin, sosyal ilişkilerde konuşma güçlüğü yaşayan bir bireyin sorunu sadece dışa dönük bir çekingenlik değil, bilinçdışı çatışmaların ürettiği engellenmelerdir. Bu da anksiyeteyi besler ve kişinin yaşam kalitesini düşürür.


Semptomların İşlevi

Semptomların Freud’a göre iki yönlü bir işlevi vardır:

  1. Bastırılmış dürtülerin doyum bulmasına izin verir.

  2. Egonun kaygı duygusunu azaltmasına katkı sağlar.

Ancak bu işlevsel görünümün yanı sıra semptomlar, bireyin günlük yaşamını zorlaştırır ve nevrotik yapının kalıcı hale gelmesine yol açar. Bu nedenle psikanalitik tedavinin hedefi semptomların ortadan kaldırılması değil, onların kaynağındaki bilinçdışı çatışmaların çözümlenmesidir.


Freud’un Kuramının Klinik Önemi

“Anksiyete Üzerine” kitabı, psikanalitik terapi uygulamalarında bir dönüm noktasıdır. Freud, anksiyeteyi sadece pasif bir belirti olarak görmekten çıkarıp onu psikoterapide aktif bir tanı unsuru haline getirmiştir. Terapi sürecinde anksiyete, danışanın içsel çatışmalarına giden yolu açan bir rehberdir.

Örneğin, bir danışan belirli durumlarda yoğun kaygı yaşıyorsa, terapist bu kaygının hangi bastırılmış dürtü veya bilinçdışı çatışmayla bağlantılı olduğunu araştırır. Böylece anksiyete, tedavide önemli bir ipucu haline gelir.


Freud’un Teorisi ve Günümüz Psikolojisi

Modern psikoloji ve psikiyatri, Freud’un anksiyete kuramını birebir benimsemese de, onun yaklaşımından esinlenmiştir. Bugün anksiyete bozukluklarının biyolojik, bilişsel ve davranışsal boyutları araştırılsa da Freud’un şu katkısı hâlâ geçerliliğini korur: Anksiyete, bireyin içsel ve dışsal tehditlere karşı bir uyarı sinyalidir.

Bilişsel-davranışçı terapi, anksiyetenin öğrenilmiş tepkilerle ilişkisini incelerken; biyolojik yaklaşım, beyindeki nörotransmitter sistemlerine odaklanır. Ancak Freud’un içsel çatışmalar ve bilinçdışı süreçlere yaptığı vurgu, psikodinamik terapilerde temel bir rehber olmaya devam etmektedir.


Eleştiriler ve Tartışmalar

Freud’un anksiyete kuramı elbette eleştirilerden muaf değildir. Özellikle doğum travması ve çocukluk deneyimlerine yaptığı vurgular, günümüz bilimsel kanıtlarıyla tam olarak örtüşmez. Ayrıca anksiyetenin yalnızca bilinçdışı çatışmalarla açıklanamayacağı, biyolojik yatkınlıkların ve çevresel faktörlerin de önemli olduğu bilinmektedir.

Bununla birlikte Freud’un anksiyeteyi sınıflandırması ve onu egonun aktif bir tepkisi olarak görmesi, psikoloji tarihinde devrim niteliğinde bir gelişmedir.


Kitaptan Günümüze Çıkarılabilecek Dersler

“Anksiyete Üzerine” günümüz okurları için yalnızca tarihsel bir eser değildir. Günümüzde artan stres, belirsizlik ve sosyal baskılar karşısında Freud’un anksiyeteye dair tespitleri hâlâ yol göstericidir.

  • Anksiyete, yalnızca bir sorun değil, bizi tehlikelere karşı uyaran bir sinyaldir.

  • Engellenmeler ve semptomlar, içsel çatışmaların dışavurumudur.

  • Anksiyeteyi anlamak, kişinin kendi bilinçdışıyla yüzleşmesine yardımcı olabilir.

Bu açıdan eser, modern bireyin psikolojik deneyimlerini anlamasına katkıda bulunur.


Sonuç

Sigmund Freud’un “Anksiyete Üzerine” (Inhibitions, Symptoms and Anxiety, 1926) adlı kitabı, psikanalitik kuramda bir dönüm noktasıdır. Freud, anksiyeteyi pasif bir semptom olarak görmekten vazgeçip onu egonun aktif bir tepkisi ve uyarı sinyali olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, hem psikanalitik tedaviye hem de modern psikolojiye büyük katkılar sağlamıştır.

Her ne kadar kuramı günümüz bilimsel anlayışıyla tam olarak örtüşmese de, Freud’un düşünceleri anksiyeteyi anlamak için hâlâ ilham verici ve öğreticidir. “Anksiyete Üzerine”, hem psikanaliz tarihiyle ilgilenenler hem de anksiyete kavramının kökenlerini araştırmak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır.

Deniz Şavkay hakkında 196 makale
Psikoloji bölümündeki Yüksek Lisans eğitimimi Polonya'daki SWPS Üniversitesi'nde tamamladım. Sosyal Psikoloji alanına çok ilgi duyuyorum ve bildiklerimi paylaşmak amacıyla yazılar yazıyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*