Tekinsizliğin Psikolojisi Üzerine – Sigmund Freud (Kitap Özeti)

Sigmund Freud’un “Das Unheimliche” (The Uncanny) adlı makalesi ilk kez 1919 yılında yayımlanmıştır. Türkçeye “Tekinsizliğin Psikolojisi Üzerine” olarak çevrilen bu eser, psikanalitik kuramın hem edebiyat hem de kültür alanındaki yorumlarına ışık tutan önemli bir metindir. Freud, bu çalışmasında günlük yaşamda bizi huzursuz eden, tanıdık ama aynı zamanda yabancı hissettiren deneyimlerin psikolojik kökenlerini inceler. “Tekinsizlik” kavramı, Freud’un psikanaliz tarihinde yalnızca psikolojik açıklamalar açısından değil, aynı zamanda sanat, mitoloji ve edebiyat bağlamında da en çok tartışılan kavramlardan biri haline gelmiştir.

Tekinsizliğin Psikolojisi Üzerine


Tekinsizlik Kavramının Kökeni

Freud, tekinsizlik (unheimlich) kavramını dilbilimsel ve kültürel açıdan derinlemesine ele alır. Almanca heimlich kelimesi “evle, aileyle, güvenli alanla ilgili” anlamına gelirken; aynı kelimenin “gizli, saklı” anlamları da vardır. Buna karşılık unheimlich ise hem “evden uzak, yabancı” hem de “tehlikeli, rahatsız edici” anlamında kullanılır. Freud bu ikili anlam üzerinden tekinsizliğin kökenini, bastırılmış olanın beklenmedik şekilde geri dönmesiyle ilişkilendirir.

Bu bağlamda tekinsizlik, tamamen yabancı bir şey değildir; aksine bir zamanlar tanıdık olan, fakat bastırılıp bilinçdışına itilmiş olanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu noktada tekinsizlik, hem bilinçdışının işleyişine hem de insanın çocukluk deneyimlerine sıkı sıkıya bağlıdır.


Psikanalitik Perspektiften Tekinsizlik

Freud’un görüşüne göre tekinsizlik, bastırılmış arzuların, korkuların ya da düşüncelerin bir şekilde bilince sızmasıyla ortaya çıkar. Örneğin çocuklukta sahip olunan büyüsel düşünceler, yetişkinlikte mantık çerçevesinde anlamsız kabul edilse de, bazı durumlarda tekrar canlanabilir. Bu canlanma, kişiye tanıdık gelen ama aynı zamanda rahatsızlık veren bir duygu üretir.

Freud burada özellikle çocukluk deneyimlerinin izlerini vurgular. Çocukların cansız nesnelere canlıymış gibi davranmaları ya da hayali arkadaşlarla kurdukları ilişkiler, ilerleyen yaşlarda “tekinsizlik” duygusuna kaynaklık edebilir. Yetişkinlikte bir oyuncak bebeğin ya da balmumu heykelin canlıymış gibi algılanması, bu çocukluk deneyimlerinin bastırılmış kalıntılarının yeniden gün yüzüne çıkmasıdır.


Edebiyatta Tekinsizlik

Freud, tekinsizlik kavramını özellikle edebi eserler üzerinden örneklendirir. Bu noktada E.T.A. Hoffmann’ın “Kum Adam” (Der Sandmann) adlı öyküsü, Freud’un analizinde merkezi bir yere sahiptir. Hikâyedeki kukla Olimpia’nın canlıymış gibi algılanması, tekinsizlik duygusunun en belirgin örneklerinden biridir. Canlı ile cansız arasındaki sınırların bulanıklaşması, bireyde huzursuzluk yaratır.

Freud, bu örnek üzerinden tekinsizliğin yalnızca bireysel bir psikolojik olgu değil, aynı zamanda sanatsal bir etki yaratma biçimi olduğunu gösterir. Yazarlar, okuyucuda korku ya da rahatsızlık yaratmak istediklerinde, bilinçdışının bastırılmış içeriklerine dokunan tekinsizlik öğelerini kullanabilirler. Bu nedenle tekinsizlik, yalnızca bireysel psikolojiye değil, aynı zamanda estetik deneyime de ışık tutar.


Tekinsizliğin Kaynakları

Freud, tekinsizlik deneyimini doğuran birkaç kaynağa işaret eder:

  1. Cansızın Canlılaşması: Kuklaların, robotların, gölgelerin ya da hayaletlerin insana benzer özellikler göstermesi.

  2. Bastırılmışın Geri Dönüşü: Çocuklukta bastırılan arzuların ya da korkuların bilinç düzeyine çıkması.

  3. Tekrarlama Zorunluluğu: Belirli sayıların, mekânların ya da olayların tekrar tekrar karşımıza çıkması.

  4. Bedensel Bütünlüğün Bozulması: Organ kaybı, körlük ya da bedenin parçalanmasına dair imgeler.

  5. İkizler ve Doppelgänger: Kişinin kendisinin bir kopyasıyla karşılaşması ya da aynada yabancı bir yüz görmesi.

Bu unsurlar, tek başlarına sıradan görünebilir; fakat belirli bir bağlamda birleştiğinde yoğun bir tekinsizlik duygusu üretir.


Çocukluk Deneyimleri ve Tekinsizlik

Freud, tekinsizliği anlamak için çocukluk deneyimlerine dönmenin kaçınılmaz olduğunu savunur. Çocuklar için olağan olan pek çok düşünce ve davranış, yetişkinler için “irrasyonel” ya da “tekinsiz” hale gelir. Örneğin çocukken canlı-cansız ayrımının bulanık olması, büyüsel düşünceye yatkınlık ya da anneye bağlılık gibi temalar, yetişkinlikte farklı şekillerde geri dönebilir. Bu geri dönüşler, bireyi huzursuz eder çünkü tanıdık olan şey, artık “yabancı” bir yüzle karşısına çıkmaktadır.


Tekinsizlik ve Psikanalitik Klinik

Freud’un bu makalesi, yalnızca edebiyat eleştirisi açısından değil, klinik psikanaliz açısından da önemlidir. Tekinsizlik, danışanların rüyalarında, fobilerinde ya da obsesif düşüncelerinde sıklıkla karşımıza çıkar. Özellikle tekrarlayan rüyalar ya da kişinin kendi bedenine dair korkuları, tekinsizlik duygusunun klinikteki tezahürleridir.

Bilinçdışı içeriklerin ortaya çıkışı, bireyde yoğun kaygı ve huzursuzluk yaratabilir. Bu nedenle tekinsizlik, terapötik süreçte bastırılmış olanın anlaşılması ve çözümlenmesi açısından önemli bir kavramdır.


Tekinsizliğin Estetik Boyutu

Freud’un makalesi, sanat felsefesi ve estetik açısından da etkili olmuştur. Tekinsizlik, modern sanat ve edebiyatın en çok işlediği temalardan biri haline gelmiştir. Sürrealist ressamların eserlerinde, sıradan nesnelerin garip bir şekilde yer değiştirmesi ya da gerçeklikle hayal arasındaki sınırların bulanıklaşması, Freud’un tanımladığı tekinsizlik etkisini yaratır.

Aynı şekilde sinema tarihinde de tekinsizlik sıklıkla kullanılmıştır. Özellikle korku ve gerilim türünde, izleyiciye tanıdık gelen mekânların aniden yabancılaşması ya da karakterlerin bir ikiziyle karşılaşması, Freud’un tanımladığı psikolojik mekanizmalara dayanmaktadır.


Tekinsizlik ve Modern Psikoloji

Freud’un tekinsizlik üzerine ortaya koyduğu düşünceler, sonraki psikoloji ve kültürel çalışmalar için bir temel oluşturmuştur. Günümüzde tekinsizlik, yalnızca psikanalitik açıdan değil, bilişsel psikoloji ve nörobilim perspektifinden de ele alınmaktadır. Örneğin yapay zekâ ve robot teknolojilerinde “tekinsiz vadi” (uncanny valley) kavramı, Freud’un bu çalışmasının modern bir yansımasıdır. İnsan yüzüne çok benzeyen ama tam olarak insan olmayan robotların rahatsız edici bulunması, Freud’un tespitleriyle büyük paralellik taşır.


Sonuç: Freud’un Tekinsizliğinin Önemi

Sigmund Freud’un 1919’da yayımlanan “Das Unheimliche” (The Uncanny) makalesi, psikanalitik düşüncenin sınırlarını genişleten, psikolojiyi sanat ve kültürle buluşturan öncü bir çalışmadır. Tekinsizlik, yalnızca bireysel psikolojiye değil, toplumsal deneyimlere ve kültürel üretimlere de ışık tutar. Freud’un vurguladığı üzere, bizi en çok rahatsız eden şeyler, çoğu zaman en tanıdık olanların beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkmasıyla ilgilidir.

Bu nedenle “Tekinsizliğin Psikolojisi Üzerine”, yalnızca bir psikanalitik makale değil, aynı zamanda edebiyat, sanat, felsefe ve modern bilim için bir referans noktasıdır. Freud’un tekinsizlik üzerine yaptığı analiz, hem insan zihninin derinliklerini hem de kültürel üretimin sırlarını anlamak açısından günümüzde hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Deniz Şavkay hakkında 196 makale
Psikoloji bölümündeki Yüksek Lisans eğitimimi Polonya'daki SWPS Üniversitesi'nde tamamladım. Sosyal Psikoloji alanına çok ilgi duyuyorum ve bildiklerimi paylaşmak amacıyla yazılar yazıyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*